Annesiz Çocuklar Projesi

Annesiz Çocuklar Projesi

Selamı kelama bağlarken “Et, tırnaktan ayrılırsa ne olur?” diye sorarak yazımıza başlayalım.

Et, tırnaktan ayrılırsa ne olur?

İlk akla gelen çekilecek acı olur! Bu elbette önemli ama öncelikli değildir. Parmak korumasız kalır. Korumasız kalan parmak artık işlevini yapamaz. Parmağını kullanamayan, kullanmaktan korkan kişilerde de artık güvesizlik ve korku hâkim olur.

Küresel güçler ülkemizde “Annesiz Çocuklar Projesi” için var gücüyle çalışıyor… Çocuğuna evde bakmak hatta evde eğitim vermek anayasal suç… Çocuklara sürekli “Hastalanacaksın!” kodlaması ile telkin veriliyor…

Geriye dönüp baktığımızda en zalimler bile evladını anasından ayırarak onlara zulmetmemişlerdir… İlk akla gelen yavrusu ile birlikte ateşe atılan çocuk… Zalimler artık eski zalimlerin zulmünü arattıracak işkence yollarını deniyorlar.

En büyük acı anasını yavrusundan ya da yavruyu anasından ayırmaktır. Bu tüm canlılar için kabul edilmiş bir hakikattir. Yavrusunu anasından ayırmak bazen bir zulüm olarak; bazen de iyilik adıyla yapılan daha büyük zulüm olarak ortaya çıkar.

Yavrusunu anasından ayırmak… Bu kadim bir zulüm çeşidi… Firavun ile zirve yapan bu zulüm üzerinden sosyolojik tesbitler yapmaya çalışacağım.

 Hemen ilk aklıma gelen Trump’un Amerika sınırında suç işledikleri gerekçesiyle ana ve babaları parmaklıklar ardına çocukları da sağlıklı olmayan bir karantinaya alma zalimliğidir. Aslında karantina altına alına çocukların akıbetleri Amerikan toplumunun kafalarında bir soru olarak duruyor.

Neden hedefteki ülke Türkiye?

Birincisi kötü bir durumdu. Şimdi yapacağım tespit sadece kötü değil haince ve alçakça olan bir proje… Bu proje Avrupa eksenli bir proje… Bu projede gönüllü ve istendik bir ayılma söz konusudur.

Bu projenin hedef ülkesi bizim ülke yani Türkiye; neden Türkiye hedefte? Çünkü Türkiye etkilendiği kadar kısa sürede etkileyebilen bir ülke… Türkiye’nin, küresel güçleri en çok tedirgin eden gücü ise genç nüfus zenginliğidir. Bir yanda hızla azalan genç nüfusa sahip Avrupa; diğer yanda hızla artan genç nüfusa sahip Türkiye…

Motherless Children Project

Avrupa’da özellikle İngiltere merkezli küresel güçler sürekli toplum mühendisliği ürünü olan projeler üzerinde çalışıyor ve uygun gördüklerini  hemen hibe programları ile o projelerini uygulamaya koyuyorlar.

Projenin adı şimdilik çok duyulmasa da “Motherless Children Project” bu şekilde kendi aralarında kullanılıyor. Toplum mühendisliği ilkesi ile çalıştıkları için bu projeyi bu isimle topluma servis edecek değiller. Bir de “Motherless Children Foundation” vakfı var ki kıtalar arası çalışan ketum bir vakıftır. Bu ve benzeri vakıflar aslında küresel güçlerin yaptıkları işgallerden sonra geriye kalan çocukları masum ve meşru olmayan sahiplenme niyetiyle kurulan vakıflardır.

Şimdi, Motherless Children Project hakkında biraz beynimizi zorlayalım. Projenin iki ayağı var. İlki kadını evinden, aile ortamından ve çocuklarından uzaklaştırmaktır. Aynı zamanda çocukları da anneden ve hatta aile ortamından uzaklaştırmaktır.

Bu projenin birinci adımı reklamlar ile “Çalışırsan daha rahat yaşayacaksın! Hem sen hem de çocukların rahat edecek! İstemez misin?” kodlamasıyla kadının – annenin – iş hayatına ikna edilmesidir. Bunun için de kullanılacak kod “Ekonomik olarak bağımsız olmak istemez misin?”Bu teklif ile planlanan nedir?

Neden toplum mühendisleri aile içi şiddetin oluşmasını istediler?

Aile içi şiddet! Neden toplum mühendisleri aile içi şiddetin oluşmasını istediler çünkü  “Boşanan Kadın” bu proje için en önemli kaldıraçtır. Boşanan kadın iş hayatına daha çabuk ikna olacak ve kendisi işte olacağı içinde çocuklarından ayrılması bir nebze olsun meşrulaşacak ve masumlaşacaktır.

Bir toplumu en kolay asimile etmek bireyi aileden koparmak ile sağlanır. Artık aile fizik ilkelerine göre bir dönüşüm sürecine girmiştir. Nasıl sıcaklık artınca parçalanma hızlanırsa sıcaklığı temsil eden “Aile içi şiddet” ile parçalanma doğru orantılıdır.

Aile içi şiddet neye bağlıdır mevcut eşitsizlik ve haksızlığa… Bunun belirleyicisi kimdir? Kadının beyanı… Bir erkek ailesini dağıtırsa, boşanırsa  “Ahlaksız” ama bir kadın ailesini dağıtacak boşanmaya imza atarsa hakkını arayan “Kahraman” ilan edilecektir. Bunun istisnaları var mıdır? Elbette…

Evet,  “Cinsiyet Ayrımcılığı” ve “Cinsiyet Eşitliği”  kavramlarının aile içinde dolanıma sokulması ve kadının beyanı ile aile içi şiddet sübuta erdirilir. Kadın kahramanlığını ilan etti “Boşanma Davası” kazanıldı. Kadın kendi ailesinin telkinlerine ve toplumsal kod ve motiflere uygun hareket etmediği için var olan uçurum her geçen gün derinleşti. Artık şimdi kadına sahip çıkmak zamanı…

Bayan olanlar önceliklidir!

Eşitlik ile başlayan sürecek artık “Pozitif Ayrımcılık” ile devam ederek kadın iş hayatının merkezine doğru çekilmeye başlandı.

“Bayan Eleman Aranıyor!” ya da “Bayan olanlar önceliklidir!” teklifleri zaten eşitsizliği çoktan bozmuştur artık önemli olan eşitlik ya da hak değildir. Ayrımcılık ile geçmişte çekilenlerin acısını çıkarma zamanıdır da değildir.Kadın üzerinden küresel bir ranttır.

Kadındaki “Beğenilmeme korkusu” önce sadece eşine ve çocukların karşı iken artık yüzlerce kişiye kendini ve işini beğendirme mücadelesi başlamıştır. İşte bu süreçte artık inanç ve toplumsal kod ve motifler ötelenmeye başlanır. Kadın bu süreçte istemediği kişi olmak zorundadır. Döneceği yuvası yıkılmıştır. Artık kendi anne babasına gidecek tüm yolları da kapatmıştır.

İstisnaların dışında tüm sosyologların kabul ettiği bir gerçek vardır… İş hayatı acımasızdır… Önce sadece eşinden ve yakınlarından mobbing gören kadın günün her saati tanıdığı ve tanımadığı insanların mobbinglerine maruz kalır. Evindeyken “Ahlaksızlık” olan birçok söz ve fiil artık iş hayatı ile meşrulaşmaya “işin gereği” olmaya başlamıştır…

İronik hatta kara mizahlık bir durum… Tanımadığı ailelerin çocuklarına bakmak için kendi çocuklarına bakmayan bir kadına çocuklar teslim edilir. Projenin kilit noktasından biri burasıdır.  Çocuk artık annesizdir… Toplum annesiz çocukların oluşturduğu bir toplum olmaya hızla gitmektedir…

Bu proje ile hedeflenen çocuklar sadece ruh sağlıklarını değil beden sağlıklarını da kaybetmelidir… Hem anne hem çocuk için olmazsa olmaz olan “oksitosin” hormonunun yerini hazır mamalar almıştır. Çocuk ne kadar ağlarsa ağlasın ve çocuğa ne verilirse verilsin tıp bilim adamlarına göre annenin salgıladığı “oksitosin “ hormonu alınmazsa çocuk süreklik yalnızlık korkusu ile yaşar… Küresel güçlerin istedikleri  ya da oluşturmaya çalıştıkları hazır bulunmuşluklardan biri de “Yalızlık Korkusu” durumudur.

Kurtarıcıyı oynama zamanı gelmiştir.

Yalnız kalan çocuğa şimdi sahip çıkarak kurtarıcıyı oynama zamanı gelmiştir. Bu projenin olmazsa olmazlarından biri de “Kreşler ya da Anaokulları” kavramları üzerinden toplum mühendisliği yaparak zihin ve gönül kodlamaları yapmaktır.

Bir okul var ismi “Anaokulu” okulda çocuk için her şey var ama “Ana” yok… Zaten bu ismin seçilmesi rastgele değildir… Etimolojik ve semantik olarak isim konulacak olsaydı “Anaolmayanokul” konulurdu. Bu ismin örtük kodlaması “Senin anan yok! Senin anan biziz, bizi dinleyeceksin!” karşı çıkanlar ve bu cümlenin saçma olduğunu düşünenler elbette olacaktır. Hatta onlar ne kadar çok olursa olsun ben bu düşüncemin sosyal bir gerçekliğin ifadesi olarak kabul etmeye devam edeceğim hem de mantık ilkelerinin şahitliğinde…

Kreşler neden vardır?

Kreşler neden vardır? Avrupa’da özellikle meşru olmayan yollarla çocuk sahibi olanların vicdanlarını rahatlatmak için bu çocukları kendilerinden uzaklaştırmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için var olan bir uygulama ürünüdür.

Çocuğu evden dışarıya göndermek toplumun elit kesimlerinin kabul ettiği değil tam tersi çaresizliğin bir göstergesidir… Kreş toplumumuzda şunun için var… “Bu çocuğa kim bakacak!” örtük mesajı “Kim bakarsa baksın; yeter ki biri baksın! Çünkü benim ona bakacak zamanım yok”  acı ama gerçek…

Küresel güçler ülkemizde “Annesiz Çocuklar Projesi” için var gücüyle çalışıyor… Çocuğuna evde bakmak hatta evde eğitim vermek anayasal suç… Çocuklara sürekli “Hastalanacaksın!” kodlaması ile telkin veriliyor…

Çocuklara sürekli “Sen de diğer % 90 çocuklar gibi zeki değilsin kafan çalışmıyor! Bize ihtiyacın var!” kodlaması yapılıyor. Çocuklar sürekli reklamlar ile ve çizgi film karakterleri ile aile ortamında hazırlanan yemeklere değil hazır gıdalara özendiriliyor.

Kısacası çocuklara sürekli ilk doğdukları andan itibaren başlayıp okul sürecine kadar “Annesiz çocuk” ya da “Seni annenden daha çok biz düşünürüz!”  şeklinde kodlama yapılıyor…

Kısacası bir adım daha ileriye gidelim… Kadın ve İş Hayatı… Cinsiyet Ayrımcılığı… Cinsiyet Eşitliği… Zorunlu Eğitim… Zorunlu Aşı… Bunlar hep “Annesiz Çocuk Projesi” …

Sahi hani herkes özgürdü ve bu özgürlükle kendi tercihini yapabilirdi? Bu bir kandırmaca mıydı? Elbette ki  “Kimse kimsenin kendi kadar özgür olmasını istemez! Hatta devlet asla vatandaşın kendinden daha fazla hakkı olsun asla istemez!”okununca mantıklı gelmeyecek bir cümle oldu ama bunun doğruluğu için kitaplara ya da kuramlara değil dünyanın tarihine bakmanız yeterlidir.

Tüm analara ve de özellikle bu ümmetin izzeti ve bereketi için evlat yetiştiren analara selam olsun…

Sosyolog – Eğitimci

Ercan Harmancı

ercanharmanci@hotmail.com

Total Number of Words: 1776

Total Reading Time: 8 minutes 54 seconds

Beğen  
Önceki Yazı
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir