Ahmet Hakan’ın Köşesi mi?

Ahmet Hakan’ın Köşesi mi?

Selamı kelama bağlarken “Yazmak mı yazmamak mı daha …” diye birkaç kere düşündüm… Sonra karar verdim bir yazı yazacaktım ve başlığı da “Ahmet Hakan’ın Köşesi” şeklinde olacaktı.

Bu yazıyı yazarken kırmızıçizgilerim… Yapmaması gerekirken yaptıklarına ailesini özellikle ana ve babasını referans olarak vermeyecektim. Biri ne kadar zalim ve ne kadar ahlaksız olursa olsun namusa dil uzanmayacak ve asla küfür içeren kelimler yazılmayacağı gibi  “…” diyerek kaçış yolları aranmayacak… Yazılması gereken yazılacak… Susulması gereken yerde de  “Şak” diye susulacak…

Ben bir magazin muhabiri değilim ki kişilerin kaçamaklarını yazayım! Bu işten para almadığım gibi böyle bir işten para alıp yarın hesap günü “Keşke” dememek için ben onu yapmak isteyenlere bırakıyorum…

Yazacaklarım muhatabına zillet olsun!

Medya etiği, medya ahlakı ve biraz da sosyal psikolojik tespitler… Tabii ki de medya ve iletişimin olmazsa olmazları… Başlayalım mı? Nereden başlayalım… Tabii ki de dua ile… Rabbim yazacaklarımı cehennemime değil cennetime şahit kıl. Yazının muhatabının hidayetten nasibi varsa bir tebliğ olsun; yoksa… Yazacaklarım muhatabına zillet olsun!

Ahmet Hakan’ın yaşadığı hayat hiçte kolay bir hayat değil! Neden sürekli film izler durur çünkü film izlemek aslında bir kaçış ve rahatlama arayışı olan savunma mekanizması görevi görür.

Aslında özellikle köşe yazarlığı ülkemizde ki gibi ben yazdım oldu… Ne yazsam “Dur len bugün kim kime ne demiş!” sorusuyla başlayan zihinsel bir süreç asla olamaz. Köşe yazarlığı yapmak ciddi donanım ister. Her ne kadar kendini donanımlı göstermek için “Binlerce kitabım bu şekilde kayboldu!” denilse de aslında bu cümleye kimse inanmaz… Her gün okuyan ve evinde kütüphanesi olan kişiler haydin hesap edin bugüne kadar kaç kitabınız kayboldu?

İnsanlar konuştukları ve yazdıkları karşılığında ciddi hatta astronomik rakamlar alıyorsa en çok başvurulan istisnaların dışında yanlış cümle ya da yalan sözlerdir. Doğruya talip çok çok azdır… Tıpkı gerçeği özellikle de hakikati kabul edenlerin çok çok az olduğu gibi…

Ahmet Hakan yazı yazdığı tüm değerli kalemlerini kaybetmiş …

Hükümsüzdür

Ahmet Hakan’ın işi zordur neden çünkü şerit değiştiren bir kalem olduğu için… Kalem dedim de yazan aslında yazdıklarını kaybettiği kalem sayısı ile asla ilişkilendirmez! Ahmet Hakan yazı yazdığı tüm kaybettiği kalemleri bulsa bile sevinmez çünkü o içinde ki kalemi kaybetti…

Köşe yazarları aslında ciddi hukuku olan hatta onlara en zor zamanlarda yardım eli uzanmış insanlardan saklanmak onlarla yüz yüze gelmek için sürekli yeni yeni tanıştığı meşhur insanların ardına saklanır… Saklanmanın nafile olduğunu bile bile…

Bir insan zorunda olmanın dışında sürekli aile olmaktan çekinir ve korkarsa bu aileyi tercih etmeme bir rahatlık düşkünlüğü ise aslında sorumluluk almaktan çekinmek demektir…

Tabii bu bana göre evli olmayan bir insanın yazdıkları hep yarımdır… Sansasyoneldir… Yazdıklarında sürekli sorumluluğu başkasına yükler ve sorumluluğundan kaçışı special ortamlarda kutlar.

Birçok köşe yazarı şu hallisinasyonla yazar “Benim kalemim gibi kimse de kalem yok!” işte bu hisle bir devletin ulusal hatta bazılarına küresel ilişkiler bile yazdıkları belirler…

Köşe yazarlığı ciddi bir donanım ister ve bu ağırlık sebebiyle kalemi ile tek konuyu 360 derece kuşatmaya çalışır. Oysa bir çok köşe yazarı bir mahallenin berberi gibi duyduğu her şeye bir iki cümle ekleyip söylediği gibi Ahmet Hakan tarzı köşe yazarları da duyduğu her şeyi yazmaya çalışır ki… Bakın benim her şeyden haberim var havası oluşturmaya çalışır…

Şerit değiştiren köşe yazarları genellikle güvenilmez kalemlerdir. Bunu kendileri de bildikleri için bu tarz köşe yazarları yazılması gerekeni değil hoş görünmek istedikleri kitlenin okumak istediklerini yazarlar.

Ahmet Hakan tarzı köşe yazarlığı yapanlar sürekli kendilerinin rahat ve keyifli bir yaşamı olduğunu anlatmaya çalıştığı kod ve motifleri kullanır… İçtim… Yedim… Yüzdüm… Giyindim… Duş aldım diye yazanlar bile var ama yalnız olup olmadığını yazmamaları güzel…

Donanımlı köşe yazarları ne yapar zihinsel ve gönül inşasının nasıl şekillendiğini ve bu süreci okuyucuları ile paylaşır… Donanımlı köşe yazarı “Ene” ben dilini kullanmaz bir fiil öne çıkarılacaksa biz dilini kullanır.

Bizim oğlan o galoşlar hiç olmamış

Donanımlı köşe yazarı yazının yazıldığı mekânın ve zamanın betimlemesini yapmaz. Donanımlı köşe yazarı kendini savunma yerine düşüncelerini savunur.

Donanımlı köşe yazarı romantik bir tipoloji ve sayfa düzeni kullanmaz. Çünkü yazdıkları ne aşk şiiridir ne de aforizma denemesi yapıyordur. Bir münevver olarak tespit ettiği bir sorunu ve bu sorunun çözümünü köşesine taşır! Ahmet Hakan gibi bir ülkenin Cumhurbaşkanına “Bizim oğlan o galoşlar hiç olmamış” gibi bir sokak dilini köşesine taşımaz. Gerçek bir köşe yazarı o mizanseni köşesine taşıyacaksa odaklanması gereken  “Elektrikli Traktör” olmalıdır. Elektrikli traktörün küresel olarak hangi ülkelerde kullanıldığı ilk kez kullanılıyorsa bu noktaya dikkatleri toplardı.

Ülkemizde köşe yazarları ilginç bir tipolojiye sahip bir kısmı Ahmet Hakan gibi ben aldığım paraya ve keyfime bakarım benim içine neyin nasıl yazılacağı çokta önemli değil diyen köşe yazarı tipidir. Bir başka köşe yazarları da sürekli “Ben biliyordum!” telkini ile aslında donanımlı olduğunu ispata çalışır…

Oysa donanımlı köşe yazar kendisi konuşmaz asla kendisini savunmaz okuyucusunu konuşturur ve okuyucu köşe yazarını savunur!

Bir başka köşe yazarları daha vardır… Maymuncuk gibidir… Her alanda söyleyeceği sözü vardır! Köşesi yazarı bazen magazin muhabiri gibi bazen savaş muhabiri bazen de finans uzmanı gibi konuşur… Bazı köşe yazarları da öyle yazar ki sanırsın tezin sunacağı fakültenin ismini yazmayı unutmuş sanırsın… Bir tek o yazıyı kendisi bir de kendisi gibiler anlar… Ama herkes okur…

Gazeteci her şeyden haberi olan bilgisi olan değildir

Gazeteci her şeyden haberi olan bilgisi olan değildir… Hatta muhabir bile her haberin peşine düşmez düşerse bu mesleği bilmemek demektir…

Ülkemizde kalemle değil isim ile yapılan gazetecilik hâkim hatta para ile yapılanın en makbulü… Oysa gazetecilik yaparken para alınır ama asla para aldığı için gazetecilik yapılmaz.

Ülkemizde o gün ya da o hafta hangi konu gündem olursa olsun bir birleriyle formel ya da informel bağı olmasa bile söz söyleyen “Ben biliyorum!”  diyen gazeteciler standarttır; değişmez…

Şunu da yazalım aslında medya kuruluşları gerçeğin peşinde değildir. Gerçeğin ne kadar kendilerine kazanç sağlayacağı ile ilgilidir… Bir ülkede % 20 genç düğün yapamıyor bu ciddi bir sosyolojik gerçek ama medya için bunun anlamı yoktur!bu ne ekrana ne sayfaya taşınır  bunun ilk sebeplerinden biri bunu  ekrana ya da sayfaya  taşımak   aynı zamanda   sorumluluk ister…Bu nedenle bunun haber değeri yoktur!

Diğer yandan sosyolojik gerçeklik değeri  %1 bile olmayan 1 milyar dolara yapılan düğün aranan haberdir. Medya fakir ve vasat toplum için bir şey yapmak zorunda değildir ama popüler olanlar içine yaparsa hanesine artı olarak yazılır…

Köşesinden bu ümmetin ve toplumun sadrına şifa olacak kelam eden köşe sahiplerine selam olsun …Köşesine kendini temize çıkarmak için vaftiz suyu dolduranları da Rabbi ile baş başa…

Medya ve İletişimci

Ercan Harmancı

ercanharmanci@hotmail.com

Total Number of Words: 1390

Total Reading Time: 6 minutes 58 seconds

Beğen  
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir