Milli Eğitim Bakanlığı Vebal Altında!

Milli Eğitim Bakanlığı Vebal Altında!

 

Selamı kelama bağlarken “Milli Eğitim Bakanlığı Vebal Altında ” diye bir başlık ile başlamak istedim…

Milli Eğitim Bakanlığı okullarda “Taciz”  ve “Hırsızlık” gerekçesi ile adli ve idari ceza alıp halen okullarda görev yapan memurların okullarda çalışıp çalışmadığını kurumsal yükümlülük gereği kamuoyu ile paylaşmalıdır! Paylaşmazsa bu hem bakanlığın kurumsal kimliğine hem de bu toplumun yer üstü zenginlik kaynağı olan gençliğine çok ağır bir darbe olacaktır. Bir daha ifade edelim buradan bu konuda bakanlık gerekli kamuoyu bilgilendirmesi yapamaz ise Milli Eğitim Bakanlığı Vebal Altında kalmaya devam edecektir.Milli Eğitim Bakanlığı bu davetimize icabet eder mi etmez mi etmezse gerekçelerini kamuoyu ile paylaşır mı paylaşmaz mı ilerleyen günlerde şahit olacağız. Yoksa kardeşim sen kim oluyorsun da sana cevap verelim der mi demez mi? Yoksa hemen bir istihbarat ve tahkikat yaptırıp “Kim bu Ercan Harmancı” der mi demez mi bilmiyorum. Böyle bir ihtimal karşısında harcanacak emek ve iş gücü israfının önüne geçmek için ben hemen bilgi vereyim.

Ercan Harmancı Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde 1998 yılından bu yana kadar öğrenci ve velilerden 20 yıl içinde tek şikayet almamış Milli Eğitim Bakanlığında çalışan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ama öncelikle şunu belirteyim Allah’ın kulu ve Muhammed’in (sav) ümmetinden olmaya çalışan biri… Önceliği bu…

Ercan Harmancı

Muhreç bir öğretmen… Muhreç dedimse ne terör ile ne de yüz kızartıcı bir suç işlediği için yirmi yıllık mesleğinden men edilmedi. İnancının hakikatini bir sosyolog eğitimci olarak dile getirdi ve milyonlarca insanın şahitliğinde hakkında iftira atıldı. Milyonlar rahatsız olmadı; basına yansıdığı şekilde okulda ve öğrenci velileri arasında da bir infial oluşmadı. Sadece birileri  rahatsız oldu ve bakanlık ivedi olarak açıklama yaptı “Bizi de rahatsız etti!” hepsi bu …

 Gerçi bakanlıkların ya da bürokratların rahatsız olması için milyonların rahatsız olmasına gerek yok… Onlar ister ki Odatv ya da Birgün gazetesi yapacakları haberler ile konforlarını bozup rahatlarını kaçırmasınlar kâfi…

Odatv‘nin mutfağında pişirilen Birgün Gazetesinin mizanpajı ile sayfalara aktarılan ve Aydın Doğan medyasının tüm ekranlarından linç edildiğim ve bilumum malum çevreleri rahatsız eden o sosyal medya paylaşımı… Kısacası 20 yıllık meslek hayatına son veren ve üstüne üstlük Asliye Ceza Mahkemesinin “Halkın bir kesmin aşağılanması” gerekçe gösterilip TCK’NIN 216/2 temellendirilen 5 ay hapis cezasının tek dayanağı o paylaşım…

Ercan Harmancı “Sapık” ve hatta “Küçük kız çocuklarından tahrik oluyor!” ana haber bültenleri ile televizyon ekranlarından 80 milyona ve tirajı milyonlar ile ifade edilin gazetelerin sürmanşetinden de iftiralarla ulusal ve uluslararası boyutta linç edildi. Bugünlerde köşesinden Ahlak Mentorluğuna soyunan Ahmet hakan genelde bir kere ana haber bülteninde bir durumu haber yaptı mı ikincisine gerek kalmazdı. “O iş tamam!” der ve tatile çıkardı. Ama Ercan Harmancı için kurgulanan “Sapık öğretmen” haberi bekleneni vermemişti… İkinci gün bir haber daha yaptı haber adli bir tecavüz haberiydi. İğrenç olayla ilgili Ercan Harmancı’nın uzaktan yakından en ufak ilgisi olmayan bir habercilik garabetiydi… Bu haber ile sadece medya hukuku ve medya etiği değil medya sunum teknikleri de ihlal edilmişti. Yenen kul hakkı mı o yarın “Din Günü” yiyenleri tırmalayacak hem de öyle bir tırmalayışla ki…

Ercan Harmancı hem çalıştığı Konya İl Müdürlüğü’ne hem de “Cimer” üzerinden yazılı olarak şu talepte bulundu…

“Yirmi yıllık meslek hayatımda hakkında “Sapıklık” ve “Taciz” ile ilgili geriye dönük yazılı ve şifai tek şikâyet varsa ben önce ihraç edildiğim öğretmenlik mesleğinden sonra da devlet memurluğundan istifa etmek istiyorum”  

İmza… Ercan Harmancı

Tabii olarak bu dilekçeye verilebilecek tek cevap yoktu… İl Müdürü bakanlığa bakanlık il müdürüne aralarında hala paslaşıp dururlar. Var ya da yok diye bir cevap tarafıma bugüne kadar ulaşmadı.

Evet, hangi kurumda olursa olsun iki suçu işleyen devlet kurumlarında barındırılmamalıdır. İlki “Taciz ve tecavüz” diğeri “Hırsızlık”  bu tüm kurumlar için önemlidir ama okullar için önceliklidir.

İnsan elbette suç işleyebilir; suç işlemiş olmak insanların kazanılmış haklarını istisnaların dışında elbette ellerinden alamaz almamalıdır da… İstisna olan bir kaç suç hariç diğer suçların cezası çekildikten sonra kimse o işlediği suçtan dolayı kınanamaz ya da bir haktan mahrum edilemez.

İstisnaları var mı? Elbette… Milli Eğitim Bakanlığında hangi kademede olursa olsun bir idareci; hangi branşta olursa olsun bir öğretmen ya da hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun bir hizmet sınıfında bir memur çalıştırılamaz! Çalıştırılmamalıdır bu ağır bir vebaldir…

Geçmiş meslek hayatında  “Taciz, Tecavüz” ve “Hırsızlık” suçu işlemiş hatta bu iki patolojik durumun bırakın suçunu işlemeyi, kabahatini bile işlemek bile o kişileri okullardan uzaklaştırmak için yeterli gerekçe olmalıdır. Hukuki düzenleme ve idari düzenleme toplumun geleceği ve neslin sağlığı için ivedi olarak yapılmalıdır.

Haftada bir basılı ve görsel medyada bu iki suçla ilgili haberler izleniyor ya da okunuyor. Bu aslında aysbergin görünen kısmı oysa okullarda her gün binlerce öğrenci istisnaları elbette vardır ama sosyal bir gerçeklik olarak idarecilerin, öğretmenlerin ve hizmetlilerin tacizleri ile ilgili mobbing uygulamalarından konuşuyorlar.

İdareciler ne yapıyor rahatları kaçmasın diye sürekli sumen altı ediyorlar. Bunlar hakkında inceleme başlatılıp sonunda şikâyetlerin haklılığı ortaya çıksa bile belki bir disiplin cezası verilerek bir başka okula görev yeri değiştirilip “Artık bu okulda yaptığın kepazelik yeter git bir de şu okulda yap!” dercesine…

Hatta öyle kara mizahlık olaylara şahit oluyoruz ki… Halimize ağlamak sadrımıza şifa olacaksa oturup hep beraber ağlayalım ama ağlamak da nafile… Sapıklar bu durumu mahkemelere taşıyor ve istisnaların dışında genelde görevlerine geri dönüyorlar… Gerekçe “Beklediğimiz ya da korktuğumuz kadar ileriye gidilmemiştir”  sonrasında kimse sapıklarla uğraşmak istemiyor… Bu görev öncelikle bakanlığın…

Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü okullarda çalışan tüm personel hakkında bir araştırma yapmalıdır. Kendi bakanlığında Teftiş Kurulu Başkanlığından ve bakanlıklar arası olarak da Adalet Bakanlığının ilgili birimlerinden ve emniyet müdürlüğünden çalışanlar hakkında iki suç “Taciz, Tecavüz” ve “Hırsızlık” ile ilgili hakkında yapılmış bir işlem var mı yok mu tüm memurlar için bir araştırma yapılması gereklilik değil zorunluluk halini almıştır!

Milli Eğitim Bakanlığı buna öncülük etmez ve diğer bakanlıklarda bu şekilde kamuoyunu bilgilendirmezler ise bu vebal bakanlıkların üzerinde ağır bir vebal olarak ahirete kadar kalacaktır!

Temennimiz o ki hem kendi bakanlıklarının namusu hem de toplumun maslahatı gözetilerek bu bilgilendirmeler için en kısa zamanda gerekli iş ve işlemler başlatılır.

Milli Eğitim Bakanlığı kurumlarında çalışan memurlar arasında bu iki suç ve kabahat ile ilgili disiplin ve idari ceza alanları ve de mahkemelerce aleyhinde karar verilen memurları kamuoyu ile istatistikî veri olarak ve ilgili makamlarla da fail ve fiil bilgileri paylaşarak ilerleyen zamanda telafisi mümkün olmayacak toplumsal soruna çözüm bulunmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı mutlaka özellikle öğretmenlerle bir etik sözleşme imzalamalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı “Taciz, Tecavüz” ve “Hırsızlık”  hatta “Terör eylemleri”  sebebiyle işlem görenler hakkında onları bakanlığın dışına çıkarmada zorlanır bunun için yeterli alt yapı yoksa… O zaman Milli Eğitim Bakanlığı “Veli Bilgilendirme Sistemi” üzerinden bu işin bürokrat ve teknokratlarının belirleyeceği renk kodları ile  “Taciz, Tecavüz” ve “Hırsızlık” suçlarından hakkında işlem yapılanlar ifşa edilmelidir.

Bu kişilik haklarını ihlal değildir. Nasıl ticari ilişkilerde taraflar bir birlerinin ticari faaliyetleri hakkında bilgi edine biliyorlar ise veliler de öğrencilerini öğretim ve eğitim için teslim edeceği kişiler hakkında bilgi edine bilmeli ve eğitimciler arasında tercihte bulunabilmelidir.

Bu birçok Avrupa ülkesinde öğretmenler hakkındaki bu tür bilgiler öğrenci velilerinin talebi üzerine velilerle paylaşılmaktadır. Yine birçok Avrupa ülkesinde okullarda olduğu gibi bizde de öğrenci ve öğretmenler arasında belirlenen mahrem, özel ve sosyal alan belirlemesi yapılmalıdır.

Bu insanlara güvenmemek onları zan altında bırakmak için değil sosyal devlet olmanın ilkelerinden birdir. Bu malum kitlenin “Bu laikliğe ve çağdaşlığa aykırı” tepkisi ise ne rasyoneldir ne de hukukidir. Tavsiyemiz otursunlar Avrupa’da okullardaki yasakları bir araştırsınlar.

Avrupa ve Amerika’daki okullar bizdeki okullardan daha baskıcıdır ve özgür değildir. Sebep çünkü toplumun ve gençliğin ifsadı hat safhadadır. Neden sürekli ülkemiz için “Özgürlük Yok!” kodlaması ve telkini yapılmaktadır? Çok basit verilen haklar ifrat ve tefrit derecesinde olduğunda toplumlar daha hızlı yabancılaşma ve yozlaşma aşamasına geçer. Özellikle yabancılaşan ve yozlaşan gençlik bir toplum için salgın bir hastalıktan daha tehlikelidir.

Kısacası… Selamı kelama bağlarken bir toplumun eğitimcileri sapık ve hırsız olursa o toplum on yıl sonra sapıklığı ve hırsızlığın da bir ahlakı olduğuna inanmaya başlar …”Sapıklık” ve “Hırsızlık” hastalık olarak sınıflandırılıp bunlara karşı toplumsal vicdan ile bunların korunması talep edilebilir…Ya da sapıklık bireysel bir tercih olarak sınıflandırılıp saygı duyulması istenebilir…

Bedeli ne olursa olsun ümmetin ve bu toplumun gençlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden  eğitimcilere selam olsun …

Muhreç Öğretmen

Ercan Harmancı

ercanharmanci@hotmail.com

Total Number of Words: 1828

Total Reading Time: 9 minutes 9 seconds

Beğen  1
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir