Toplumu Kutuplaştırmayın Yalanı

Toplumu Kutuplaştırmayın Yalanı

 

Selamı kelama bağlarken…

Dünya dönüyor ama şimdilik… Bir gün  “Kun fe yekûn” emri ile duruverecek… Ne zaman mı? Rabbimden başka kim bilebilir ki…

Bu nasıl doğru olabilir ki

Müslümanlara sünneti ve fıkhı hatırlatmanın onlara göre sosyolojik anlamı “Toplumu Germek” ya da “Toplumu Kutuplaştırmak” oluyor. Sahi ister Âdem (as) ister taş devrinden başlatın miladınızı ve kutuplaşmamış bir toplum örneği verebilir misiniz?

Sosyolojik olarak Müslümanların Müslümanlara bu kadar karşı çıktıklarına hiç şahit olmadım. Önce bir Müslüman inancını dile getirirken “Yobaz” damgalamaları Müslümanlardan ve İslam’dan alerji duyanlardan yükselirdi oysa şimdi İslam üzerinden nemalanan söz ve yazı sahiplerinden duyar olduk.

Hatta önceleri inanca hakarete ve yasaklamaya karşı tüm cemaat ve tarikatlar sesli olmasa da Müslümanlar göreceli olsa da bir birlik ve beraberlik içinde olurlardı. Tek fark sesleri kendi aralarında çıkardı. Maslahat gereği belki öyle olması da daha uygundu…

Başörtüsü yasaktı… Kurumlarda hatta kuruluşlarda namaz kılmak biraz cesaret biraz fedakârlık işiydi… Bu cesaretinizi de ancak çalıştığınız mekânların bodrum katlarında gösterebilirdiniz…

Artık neredeyse vizyon tam tersi oldu… Namazlar kurum ve kuruluşların en geniş ve en ferah mekânlarında kılınır oldu… Öğrencilerin ve öğretmenlerin açtığı kapılar bazen Kudüs’e açıldı bazen Mekke’ye… Sınıflarda sıralarda oturanların ne Kudüs umurlarındaydı ne de Selahaddin Eyyübi’yi tanıyorlardı…

Ayet ve hadisler gündemdeydi; onlara uygun bir günlük hayat makbul olmasa da ayet ve hadisler üzerine eleştirel düşünce ile beyin fırtınası ne fırtınası; beyinler üstünde cehaletin kasırgaları estiriliyor oldu…

İlim ve âlim… Akıllı telefonlara indirilen uygulamalardan öteye geçmiyordu. Uygulamayı indirebilen herkes ilim sahibiydi ve hatta allame olmuşlardı…

Yaşanılacak İslam” değil; “Yorumlanabilecek İslam

İnsanlar kafalarına göre bir din yaşamayı hobi haline getirdiler. Dinin sınırlarının ne olduğu önemli değildi. Önemli olan din kendilerine ne kadar yaklaşabilir bunun sınırlarını çiziyorlardı.

Cennete ve cehenneme inanıyorlardı ama fantastik ve egzotik bir mekân betimlemesi olarak üzerine espriler yapılan bir motif haline gelmişti…

İnsanlar değil bir Müslümanın İslam hakkında görüşlerini dile getirmeyi bırakın bir sahabenin söylediği sözlere bile tahammülleri yoktu. Zaman ne “Asrı Saadet” zamanıydı ne de sahabelerin bu zaman ve mekânda…

Önce İslam ve Müslümanlıkla ilgili kelam etmek zordu; artık İslam’ı yaşamamak için insanlar ayet ve hadis hermonetiğine, başladılar… İstenen “Yaşanılacak İslam” değil; “Yorumlanabilecek İslam” artık zihin ve gönüllere kodlanacaktı o da bu İslam olacaktı… Oldu da…

Önce kurumlarda inancınıza uygun yaşayamazsınız kodlaması bugün inancınızı ifade edemezsiniz tehdidine dönüştü. Uluslararası ve ulusal hukuka göre anaysa ile korunmaya alınan “Kişilerin inancını ifade ve yayma hakkı” insanların inancına hakaret edilerek hatta iftiralar ile ellerinden alınmaktadır.

İnsanlar 14 asır öncesinin emir ve yasaklarını dile getirdikleri için “Gerici ve yobaz” kod ve motifleriyle damgalanmaktadır. Yine insanlar asırlar önce yine din otoriteleri tarafından ikrar edilen ve uygulanan fetvalar üzerinden insanların itibarları ile oynanmaktadır. Amaç mı amaç bu hakikatlerin gençlere ulaşmamasıdır.

Müslümanlar , Müslümanların hışmına uğruyor…

Acı olan ne 15 yıl önce herkes istisnasız “Başörtüsü yasağı” için üzülüyor ve serbest olması için sesleri çıkmasa da dua ediyordu… Bugün trajikomik bir durum yaşıyoruz! Bir Müslüman hatta âlim bir Müslüman inancının emir ve yasaklarını herkese değil öğrencilerine öğretmesine en çok karşı çıkan yine şeytanın ölümcül olan  “Ama” “Fakat” kelimeleri âlimler Müslümanların hışmına uğruyor…

Sebep mi? Bilmemek… Haberi olmamak… Hatta ve hatta sorumluluktan kaçmak için kulakları tıkamak…

Sosyolojik olarak toplumların inanç ve ahlaklarına yabancılaşması İster Musa (as) ; ister İsa(as) ve isterseniz Muhammed (sav) inen din İslam olsun hepsinde önemli olan kadın ve erkek arasındaki sınırın ihlali halinde toplum yaşadığı sıkıntılar… Sınırlar önemlidir… Farklılık önemlidir… Kutuplaşmak esastır…

Ülkeler arasına insanların sınırlar koyması rasyonel ve hukuki koyan bu sınırlar meşru ama kadın ile erkek arasına sınır koyan Allah ve Allah’ın rasulleri ya da onların varisçileri âlimlerin belirlediği sınırlar  meşru olmanın ötesinde  akıl dışı… İsteyen sınırları kabul etmesin, isteyen bedelini ödeme gücü varsa sınırları aşsın ama kimsenin Allah ve Rasulün belirlediği sınırları dile getirdiği için Müslümanların izzeti ile oynamasın…

İslam’a ve İslam’ı temsil eden motiflere ve kodlara bu kadar etkin ve yaygın hakaret ve küfür edilmemiştir… Suskunluk sosyolojik anlamda en tehlikeli toplumsal hastalıklardan biri hatta ilkidir…

İnsanlar modern ya da post-modern kod ve motiflerle tüm sınırsızlıklarını “İfade Özgürlüğü” altında hem zihin hem de eylem olarak adeta pazarlasın ama bir Müslüman inancının sınırlarını bırakın toplumla kendi sosyal medya sayfasındaki arkadaşlarıyla paylaşsa bile kıyametler koparılabiliniyorsa sözün bittiği yerdir…

Kim nasıl okur ve kim nasıl anlar… Bugün insanlar sanki başkalarının inancına hakaret ve küfür etmek anaysa maddeleri ile güvence altına alınmış bir hak gibi pervasızca inanca hakaretler ve küfürler yağdırılıyor.

Müslümanlara hakaret ve küfür ediliyor yapılan adli süreç sonu hakim karar veriyor “Suçun maddi ve manevi unsurları gerçekleşmediğinden ve ifade özgürlüğü içinde değerlendirilip berat kararı verilmiştir!” nokta…

Müslüman yine  “Sözüm herkese değil” diyerek “Kuran, Sünnet, Fıkıh, Cihad, Faiz, Halvet, Avret ve Zina vb…” kelimeleri ile inancının hakikatini paylaşınca hâkim karar veriyor!

“Kimi hedef aldığı belli olmasa da hatta doğrudan hedef almasa da kişi paylaşımı kendisinin yaptığını kabul ettiği için suç sübuta ermiştir. Bu suçun karşılığı “Halkı aşağılamak ya da halkı kin ve nefrete kışkırtmak”  cezası 3 yıl ile 6 ay arası …”diyerek altına elektronik imzasını atıyor.

Kısacası verilen mesaj bu gençliğe ve bu topluma dünyanın korkup çekindiği İslam’ın yayılması ile ilgili mesajlar verir ve toplumu cennet isteği ve cehennem korkusu ile uyandırır harekete geçirseniz biz buna izin vermeyiz…

Ben bizden rahatsızım…

Elbette her toplumun bir görevi var elbette İslam’a ve Müslümanlara karşı alerjisi olanlar karşı çıkacak tehdit edecek güçleri yeterse göz açtırmayacak bir kaşık su arayışıyla yatıp o arayışla kalkacaklar… Onlar için… Rabbim bana bırakın emri gereği gönül rahatlığıyla onların yaptıklarından zihnim ve gönlüm rahatsız değil…

Ben bizden rahatsızım… Ben ekranlardan ve sayfalardan “İslam Gazelleri”  yazıp sonra İslam’ın hakikati ile karşılaşınca  “Göbelek tutmuş” gibi sağa sola  “Evet,  bizde rahatsızız, biz de kınıyoruz!” mesajları ile bende sizdenim mesajları verenler sahi “Din Günü” kime mesaj vereceksiniz ya da mesaj verip rahat hesabı yapanlar sanıyor musunuz rahata ereceksiniz…

Müslümanlara sünneti ve fıkhı hatırlatmanın onlara göre sosyolojik anlamı “Toplumu Germek” ya da “Toplumu Kutuplaştırmak” oluyor. Sahi ister Âdem (as) ister taş devrinden başlatın miladınızı ve kutuplaşmamış bir toplum örneği verebilir misiniz?

Sosyolojik olarak kutuplaşmak yozlaşmak ve asimile olmak demektir. Sosyolojik olarak “Ortak Değerler “ kavramı kuramsal olarak janlı janlı ambalajlarla servis edilse de toplumsal gerçekliği ve karşılığı olmayan bir kavramdır…

Kutuplaşmayın demek savaşmayalım demek değildir. Bir başka ifade ile biz kutuplaşma esastır derken de bir birimizin canına, malına ve namusuna göz dikelim de demek istemiyoruz. Sosyolojik bir gerçek olmanın ötesinde bizim inancımızın Sünnetullah kutuplaşmayalım diyerek inancımızdan vazgeçmemektir.

Aynı inanca sahip insanlar kutuplaşabilir. Bu birilerinin kâfir diğerlerinin Müslüman olduğu şeklinde bir ötekileştirme değildir. Bir insan elbette inancını yaşayamayabilir hatta inancını yaşayanlardan rahatsız da olabilir. Ta ki Allah’ın ve Rasulünün haramlar ve helalleri konusunda inkâr varsa o zaman artık ötekileşme vardır.

Biz kutuplaşmayı Muhammed (sav) öğrendik kararlılığını ve asla ikna edilemeyeceğini şöyle ilan etmişti… “Bir elime ayı diğer elime güneşi verseniz de …”. Toplum heterojendir yani kutuplaşmıştır. Tüm toplumların “Karşı Kültür” ve “Alt Kültür” sınıflandırmaları vardır.

İnancımız için; Allah rızasını kazanmak için cennet mükâfatına kavuşmak ve cehennem azabından kaçmak için elbette kutuplaşacağız… Gündelik hayatımızdaki tercihlerimiz ve sınırlarımız farklı olacak… Aynı şeylerden zevk almayacağız…

Mekân ve zaman değişse bile inancımın emir ve yasakları tüm zaman ve mekânlar için 14 asır öncesinden belirlenmiştir… Ben bu zaman ve bu toplumda demeden 14 asır öncesinin emir ve yasaklarına göre günlük hayatımı yaşıyorsam bu sana bana  “Çağdışı ve Yobaz” deme hakkını vermez…

Kınayıcının kınamasından korkmadan eğip ve bükmeden kardeşlerine  “Hakkı ve sabrı” tavsiye edenlere selam olsun…

 

Sosyolog – Eğitimci

Ercan Harmancı

ercanharmanci@hotmail.com

Total Number of Words: 1748

Total Reading Time: 8 minutes 45 seconds

Beğen  
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir