Onlar Kazandı; Biz Kaybettik (!)

Onlar Kazandı; Biz Kaybettik (!)

15 Temmuz’da sonra “Onlar Kazandı; Biz Kaybettik(!)”… Müslümana dünyada rahat mı var ki… Rabbim rahatını hesap ederek susanlardan ve susturulmuşlardan kılmasın… Konuşunca kaybettik de susunca kazananlardan mı olacağız? Elbette değil…Rabbim, ahirette kaybedenlerden olmaktansa biz rızan üzere yaşayıp ;dünyada kaybedenlerden olmaya  razıyız… Onlar şimdi oturdukları ergonomik makam koltuklarında şeytanların eşliğinde “Biz kazandık; Onlar kaybettiler” kutlamaları yapsalar da…Yaklaşmak yaklaşmakta olan …Din Günü… Küresel güçlerin en çok çekindiği güç; ülkelerin sahip olduğu askeri ya da ekonomik zenginlikleri değildir. Zaten küresel bir savaş ne bir toplumun askerlerine ne de ekonomisine karşı uzun süre başarılamaz. Askeri ve ekonomik savaşta en çok para harcayan yok etmeye ya da sahip olmaya çalışan ülkedir. Bu sebeple  aslında savaş açan  ülkeler uzun zaman içinde kazanan değil hep kaybeden olmuşlardır. Tarihte bu tespite şahitlik edecek birçok ülke olmuştur. Almanya çıktığı savaştan ve Japonya kaybettiği savaştan sonra Almanya ve Japonya olmuştur… Esas anlatmak istediğim ülkelerin ülkeler ile savaşı değil bir toplumun kendi toplumu ile  yaptığı savaşlar üzerine düşüncelerimi paylaşmaktı…Ne kadar , şimdilik ben de  bilmiyorum… Bugün ülkemiz para ve silah ile yapılan küçük savaşları küresel güçlerin de  itirafı ile başarı ile kazanmıştır. Özellikle son 2016 Temmuz ayında küresel güçler Türkiye’ye karşı  para ve silah kullanarak bir güç yarıştırmanın ancak güç ve karizma kaybetmek olduğunu anladılar. 15 Temmuz neden “Demokrasi Zaferi” olarak kodlandı o ayrı bir soru? Oysa yaşanan politik süreç değildi… Canlarını kaybedenler de politik bir süreç için canlarını vermediler. Bu bir işgal girişimiydi. Bir işgal girişimini de politik bir süreç kazanımı şeklinde pazarlanması ve buna önayak olan politikacılar, bürokrat ve teknokratlar ya kurumsal bir körlük ve küresel iletişimcilerin kodlarını okuyamamak ya da belki de bir bilinçli ihanetti bu şimdilik ketum kalsın…

15 Temmuz sosyolojik olarak bir zafer mi?

15 Temmuz sosyolojik olarak bir zafer mi? Bana göre asla hatta biz 15 Temmuz’da sosyolojik olarak kaybettik… Nasıl yani? Bu nasıl cümle gibi sorular zihninizden dudaklarınıza doğru akın etmiş olabilir… 15 Temmuz günü şahit oldukları karşısında  “Bismillah”deyip abdest alanlar değil ATM’ye koşanlar kazandı… Sürekli “Kardeşim Allah rızası için” diye politikacıları, bürokratları uyaranlar, uyandırmaya çalışanlar değil… 17 ve 25 Aralık 2013’ten sonra bile rüzgarın tersten esme ihtimali hesabı yaparak mı yoksa evvelinde   “Hocaefendi” ile başlayarak düzdükleri methiyelerin duygusal etkisi ile mi safı belli olmayan yanardöner bürokratlar koltuklarını sağlamlaştırarak kazandı… Ne politikacılar ne de bürokratlar utanmadılar Kısacası…Akıtılan kanı mebrur ve mebruk olsun ümmete izzet olsun Halil Kantarcı kardeşim ve onun düşüncesi dünyada kaybetti… Utanmadı ne politikacılar ne de bürokratlar toplumun inancını üstelik kendilerine sosyolojik olarak oy verenleri kendilerinden bu ümmetin mazlumları  için  beklenti içinde olan insanları cezalandırdılar ve halen de cezalandırmaktadırlar… İnancımıza göre meşru olmayan bir yaşam tarzı içinde olanların ayağına diken batınca soluğu onların yanında aldılar… Eklediler “Her daim yanınızdayız” dediler…

Okumak İçin Zamanın Var mı?  Ümmetin Namusu

Açıkçası rahatları kaçmasın istediler…

Aile,sosyolojik olarak bir toplumun gücünün ve zenginliğinin en büyük göstergesidir. Bir toplum ekonomik ya da askeri gücünü kaybedebilir bunların telafisi mümkündür. Hatta önce sahip olduklarınızdan daha iyisi ve güçlüsüne de sahip olabilirsiniz. Oysa aileyi kaybeden toplumlar sadece bir nesli değil birkaç nesli birden kaybeder. Aynı politikacı ve bürokratlar kaç tane   “28 Şubat Mazlumu’nun” kapısını çaldı yanındayız dediler… Açıkçası onlarla aynı karede olmaktan çekindiler… Açıkçası rahatları kaçmasın istediler… Bürokrasi Krallığı karşısında süt dökmüş politikacılar sadece Bürokrasi Krallığını meşrulaştırdılar.

“Kadın Düşmanı” ilan edildik…

15 Temmuz’dan sonra sosyolojik olarak Müslümanlar inancının hakikatini dile getirmesi sebebiyle sürekli mobbing ve damgamla ile yüz yüze kaldı…Kadına karışamazsınız…İyi de söylediklerimiz bizim şahsi  düşüncelerimiz değil inancımızın hakikatleridir…Sizden mi izin alacaktık …Ya da  siz bizi  “Sapıklık” ile damgalarken  susacak mıydık …Elbette susmayacaktık ve susmayacağız da  …Ki  ne kadar ömrümüz var ki şu dünyada  belki bir kaç  dakika  ve  belki o kadar da  değil…Bir de  biz sizin değil  cennet hesabı yapan kendi kadın ve kızlarımız için  söz  söyledik siz  üzerinize alındınız… Küresel süper güç olarak tanımlanan devletler bile cinsiyet yönelimleri üzerinden planlanan rejim dizaynlarını gördükleri için kimi mesafeli durdu kimi asla kabul etmedi… Biz ise inancımızın gereği olan tavrı ortaya koyunca  “Kadın Düşmanı” ilan edildik…

Oysa İslam dininden başka hangi din kadına hakkını verebilir ki…

Din İşleri Başkanlığı içindeki bir bürokrat ve teknokrat çıkıp demiyor ki “Kardeşim bu bizim inancımızın hakikati” kurumların maslahatını düşünenler kendi cennetlerini risk ediyorlar… Türkiye sosyolojik olarak bir tarihi fırsatı kaçırdı…15 Temmuz sonrası Bürokrasi Dizaynı bu ülkeyi daha güçlü yapacaktı… 15 Temmuz politikacılardan daha çok Bürokrasi Krallığının armağanıdır… Ne acı bir gerçek ki… Bürokrasi Krallığı gücü göstermek için memurlarını yedi… Başarı olarak da kurumlardan uzaklaştırdıkları memurların sayısını gururla söylediler… Bir an düşünselerdi ceketlerini alıp birer birer bu hata bizim deyip istifa etmeleri gerekirdi…

Küresel iletişimcilerin hedefi nedir?

Bürokrasi aileye göz dikti… Bürokrasi babaya göz dikti… Bürokrasi çocuklara göz dikti… Bürokrasi kadınlarımıza göz dikti… Küresel iletişimciler hedef alınan ülkelerin genç nüfus oranını kamufle ederken işsizlik oranını belli periyotlarla sürekli gündem edip bu gösterge üzerinden negatif okumalar yaparlar. Soru şu kendileri için marjinal bir ekonomik kazanç ve kayıp ifade etmeyen kadınların çalışmasını neden isterler? Neden küresel fon ve hibe merkezleri kadın için ağırlıklı olarak finansman ayırır? İlki bunun sebebi kadın daha çok kazansın ve daha rahat bir hayat yaşasın kesinlikle değildir… İlki şudur kadın çocuğundan kopsun… Psikolojide acının ve suçun modellenmesi vardır. Batı dünyası şuan tüm sosyolojik ve psikolojik sıkıntılarının en baskın olanı kendilerinden kopan çocuklardır tabii o da varsa… En büyük korkuları ise ailelerine bağlı çocuklar ve gençlerdir… Uyanık bir sosyolog bilir ki gelişmekte olan bir toplumda iş gücü makineleşme istisnasının dışında artar. İşsizlik ile teknolojik gelişim ters orantılıdır. Bu ilişki istenmeyen değil ; tersine istenen bir ilişkidir… Tüm gelişme trendinde olan toplumlar işlerinin otomasyon tarzında olmasını ister ve planlarlar. Sosyolojik olarak toplumsal çatışmaların en büyük gerekçelerinden birisi işsizliktir… Doğal bir işsizlik demek aynı zamanda açlık demektir… Aç olmayı bırakın Türkiye’de yaşayan toplum son on yılda FastFood tarzı beslenmeye başlayan bir toplum olmuştur. Sosyolojik olarak küresel zincir gıda firmalarının ülkemizdeki sayısı yüzlü rakamlar ile ifade edilmektedir.Bu nasıl bir işsizlik bu nasıl bir açlık …

Okumak İçin Zamanın Var mı?  Cinsiyet Ayrımcılığı Sorunuza Mr Papa Cevap Verecek…

Endo kadın ; Ekzo erkek…

Kadın  fıtratı gereği endo ; erkek ise  fıtratı gereği ekzo yaşam tarzına sahiptir.Sosyolojik olarak endo  saklanan korunan değer verilen anlamındadır.Kadının korunmasından en çok rahatsız olan “Kapitalizmdir” …Kapitalizm’in olmadığı yerde Liberalizm barınamaz ve gelişemez…Kadınlar bugün daha çok özgürlüğü kim için istiyor?Kadın çalıştığında ; kadın bir kazanıyorsa kadının çalışmasından ;kadının dışındakiler 10 kazanıyor… Aile ve Çalışma Bakanlığı bürokrat ve teknokratları toplumu küresel güçlerin savaşı bize açtıkları savaşı kazanmaları için var güçleri ile çalışıyor. Küresel güçlerin belirlenmiş yıllara göre planlanmış stratejilerinden biri şu… İş hayatında kadına pozitif ayrımcılık sağlanarak küresel anlamda artan kadın popülâsyonu gereği iş hayatı kadına özendirilecek ve gerekli yasal düzenlemeler yapılacak.Çalışan kadın aile ortamından koparılacak. Sadece evde birkaç kere makinelerin tuşuna basan kadın sabahtan akşama kadar sürekli bastığı tuşlara basıp duracak… Aile hayatı girdi çıktı hesapları ile komandit şirkete dönüşecek… Güven finansal göstergelerle sağlanacak En önemli  planlanan savaş  özellikle korunmaya ve sevgiye aç   çocuklar ve bebekler anneden koparılacak …Kreş bir eğitim kurumu değildir…Bir sahip çıkma kurumudur!İlgili bakanlık bunu “Kreş” kavramının  etimolojisine bakarak bile anlayabilir…Çocuk uyurken anne yok ve  anne  geldiğinde de  çocuk çoktan ağlaya ağlaya uyuyup kalmıştır…Annenin ona  yapacağı tek şey  suçluluk duygusunu  bastırmak için  kondurduğu öpücüktür…Oysa  çocuğun annenin öpücüğüne  değil anneye ihtiyacı vardır. Aile ve Çalışma  Bakanlığı  değil …Sadece evde birkaç kere makinelerin tuşuna basan kadın sabahtan akşama kadar sürekli bastığı tuşlara basıp duracak… Aile hayatı girdi çıktı hesapları ile komandit şirkete dönüşecek… Güven finansal göstergelerle sağlanacak En önemli  planlanan savaş  özellikle korunmaya ve sevgiye aç   çocuklar ve bebekler anneden koparılacak …Kreş bir eğitim kurumu değildir…Bir sahip çıkma kurumudur!İlgili bakanlık bunu “Kreş” kavramının  etimolojisine bakarak bile anlayabilir…Çocuk uyurken anne yok ve  anne  geldiğinde de  çocuk çoktan ağlaya ağlaya uyuyup kalmıştır…Annenin ona  yapacağı tek şey  suçluluk duygusunu  bastırmak için  kondurduğu öpücüktür…Oysa  çocuğun annenin öpücüğüne  değil anneye ihtiyacı vardır. Aile ve Çalışma  Bakanlığı  değil …Sadece evde birkaç kere makinelerin tuşuna basan kadın sabahtan akşama kadar sürekli bastığı tuşlara basıp duracak… Aile hayatı girdi çıktı hesapları ile komandit şirkete dönüşecek… Güven finansal göstergelerle sağlanacak En önemli  planlanan savaş  özellikle korunmaya ve sevgiye aç   çocuklar ve bebekler anneden koparılacak …Kreş bir eğitim kurumu değildir…Bir sahip çıkma kurumudur!İlgili bakanlık bunu “Kreş” kavramının  etimolojisine bakarak bile anlayabilir…Çocuk uyurken anne yok ve  anne  geldiğinde de  çocuk çoktan ağlaya ağlaya uyuyup kalmıştır…Annenin ona  yapacağı tek şey  suçluluk duygusunu  bastırmak için  kondurduğu öpücüktür…Oysa  çocuğun annenin öpücüğüne  değil anneye ihtiyacı vardır. Aile ve Çalışma  Bakanlığı  değil …Çocuk uyurken anne yok ve  anne  geldiğinde de  çocuk çoktan ağlaya ağlaya uyuyup kalmıştır…Annenin ona  yapacağı tek şey  suçluluk duygusunu  bastırmak için  kondurduğu öpücüktür…Oysa  çocuğun annenin öpücüğüne  değil anneye ihtiyacı vardır. Aile ve Çalışma  Bakanlığı  değil …Çocuk uyurken anne yok ve  anne  geldiğinde de  çocuk çoktan ağlaya ağlaya uyuyup kalmıştır…Annenin ona  yapacağı tek şey  suçluluk duygusunu  bastırmak için  kondurduğu öpücüktür…Oysa  çocuğun annenin öpücüğüne  değil anneye ihtiyacı vardır. Aile ve Çalışma  Bakanlığı  değil …Kreş Bakanlığı …Çalışma Bakanlığı değil … Çalışan Kadınlar Bakanlığı  Kısacası bir toplumda kimsenin doymasını istemiyorsanız herkesin çalışmasını sağlayın yeter… Geleneksel Türk toplum Yapısı içinde baba çalışır ve tüm aileye bakardı. Bir toplumda tüm aile bireylerinin çalışması demek çocukları yalnızlaştırmak ve ötekileştirmek demektir…

Okumak İçin Zamanın Var mı?  Toplumu Kutuplaştırmayın Yalanı

Kısacası biz…

Kısacası biz 15 Temmuz’da kazanamadık tarihi fırsatı kaçırdık ve kazanan Bürokrasi Krallığı oldu… İnanıyorsanız daha çok acı çekeceksiniz… Çünkü inanmak demek dertli olmak demektir ve derdiniz varsa dünyada rahat aramayacaksınız… Bizim bir gayemiz onların ise her gün eskisine bir yenisini ekledikleri hedefleri var… Gayesi tek olanlar; hedefleri çok olanlar karşısında her zaman onurlu ve yıkılmazdır… Allah Rasulü’nün emanetini hepimize hatırlatarak selamı kelama bağlayalım… “Dünyada rahat yoktur.”(A.İbn Hanbel, Zühd, s. 128)   Ercan Harmancı Eğitimci – Sosyolog ercanharmanci@hotmail.com

Beğen  2
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir