Telefona Saklanmış Namuslar (!)

Telefona Saklanmış Namuslar (!)

Selamı kelama bağlayıp soralım “tuttuğunuz takımınız kaybetse ne yaparsınız?” herkes cevabını kendisini saklasın yarın lazım olacak. Atılan gollere sevindiğimiz hatta yenilen gollere üzüldüğümüz kadar ümmetin mazlumlarının üzerlerine üşen toplara üzülmüyoruz. En iyi yaptığımız ana haber bültenlerinde kendimizi rahatlatmak oluyor…

Neden Korkuyoruz?

Kitabı eline almayanlar kutsal bir görevi ifa edercesine her gün gazetesini alıp bakıyorlar. Gazetelerde yazılanların başlarına gelme korkusunu yaşadıkları kadar Allah’ın (cc) onları uyardıkları şeylerin başlarına gelmesinden korkuları yok! İnsan bağlanması gerekenden uzak durarak bağlanıyor yaklaşmaması gerekenlere her şey onlara bir “Kun” kadar değil bir link kadar uzak…
14 asır önce gelmiş mesajlara son kullanma tarihi geçmiştir diyerek her an mesaj bekliyorlar biraz olsun sevinebilmeleri için… Şarjların bitmesinden korktukları kadar ecellerinin gelmesinden korkmuyorlar! Kimler demeyin biliyoruz işte…

İnsanlar bildiklerinin peşine düşmekten çok bilemeyeceklerini sormaktan daha çok haz alıyorlar cevap verenler de diyemiyorlar ki “bilmiyorum “ ya da nebevi bir yöntemle “Allahu âlem” demek zorlarına gidiyor. Secdede ve kıyamda beklemeleri gereken cevapları ekranların ardında arıyorlar…
Gündüzleri sürekli sonu kendileri için hayır mı yoksa şerr mi olacağını bilmediklerine ağlamaktan gece onların zihinlerin eve gönüllerine şifa olacak gözyaşları kalmıyor. Islanması gereken seccadeler olması gerekirken kayan ayaklar oluyor…

Odaların karanlıklarından korkanlar caddelerin ışıklarına sığınıyorlar ve kurtulduk sanıyorlardı. Oysa asıl kurtuluş karanlığı aydınlatacak olan secdelerde saklıydı. Mescitlerin çağırdığı kadar okullar çağırmasa da kapısında durması gerekilen değil de okulun kapısında bekleniyordu. Okullar evden uzak olduğu kadar okula gittikçe uzaklaşmak istiyorlardı evlerden…

Birden bir ekran açılıyor ve soruveriyordu “Enerji içeceği ile abdest alınır mı?” ekrandaki Rabbine sığınması gerekirken bilgisine sığınan adam “israf etmemek şartıyla” diyor ve karşısında duranlara “başka sorusu olan var mı ?” diye soruyordu.

Kendisine ayıracak zamanı olsun diye onu ilk görenden ayrılıyordu. Rabbim çağırıca bile “sonra, biraz beklemelisin!” diyen neden anasına tek soluk da “tamam ana” desin ki…
Telefonlarının içene koydukları namuslarını ilk defa gördükleri emanetçiye bırakmışlar ve sınava gireceklerdi. Sınava girmeyecek ve sınavlarının sonu hayat ve memat meselesi olmasaydı namuslarını telefonlarının içine koymazlardı.

Son Sahne ve Perde Kapanır!

Düşündü belki de kandırıyorlardı alışmıştı kandırılmaya sonra kendi de alıştı artık rahatsızlık vermiyordu. Durdu o da ne biri kendisine bakıyordu. Birinin kendisine bakmasından öte o bakan kendisine benziyordu. İnsan kendi kendiyle karşılaşınca kötü oluyormuş der demez bir ses duydu…
Sahne I…“Rabbi ile karşılaşırsan insan susar…”
Sahne II …”Susan insan kendisiyle konuşur…”
Son sahne… Perde kapanır ve Kitap açılır…
Kitabında “Cennetime Hoş geldin” diye yazılacak olanlara selam olsun…

Ercan Harmancı

85total visits,2visits today

Beğen  2
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir