Provokatör Aranıyor (!)

Provokatör Aranıyor (!)

Provoke kelimesi Latincede bir ceza hukuku terimi olarak kayda geçmiş bir kelimedir. Ülkemizde de ilk defa bu kelime medyada “Provokasyon” şekliyle 1939 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin kullandığı genel kabul edilen bir bilgidir. Tabii bu kelimenin etimolojik derinlemesine inmek bizi nerelere götürür bilmeyiz. Bir sosyolog olarak bu kelimenin günümüzde nasıl ve kimler tarafından etkin ve yaygın kullanıldığı üzerine okuyanları biraz düşünmeye davet edeceğim.

Bu kelimeyi daha çok zulüm görenler değil zulüm yapanlar etkin ve yaygın kullanmaktadır. Bir adım daha ileri giderek ifade edelim mi? Bu kelime daha çok insanların yaptıkları zulmü gizlemek için kullanılan bir kavramdır. Provokasyon kelimesi toplumu çatışmaya ve şiddete yönlendirmek için kullanımı en düşük kullanımdır.

Provokasyon kelimesi daha çok korkuyu tetikleyip toplumların ve kişilerin susması, haklarını aramamaları için kullanım düzeyi ise en yüksek düzeydedir. Günümüzde “Bu adam provokasyon yapıyor!” kodlamasını doğru almak için cümlenin zıt anlamını düşünmek gerek. Kısacası insanlar en çok inançlarının hakikatlerini dile getirdiklerinde yaptıkları iş “Provokasyon” işi yapan da “Provokatör” olarak damgalanır.

İnsanlar güçlerini meşrulaştırmak ve masumlaştırmak için hak arayan ve hakikati dile getirenlere karşı onların itibarını yıkmak ve yaptığı işi ketumlaştırmak için “Provokatör!” olarak damgalanır. Sosyolojik olarak damgalamak zaten yapılan işin tersi durumla damgalama yapılır. Hakikati söyleyene “Sapık” , Allah ve Rasulün sınırlarının hâkim olmasını isteyenlere de “Terörist” olarak damgalama yapılır.

İnsanlar açıklanması halinde kendi aleyhlerine olan durumlar için provokasyon kavramını kullanarak açıklama yapmamalarını meşrulaştırmaya çalışırlar!

Provokasyon olarak isimlendirilen durumlar kesinlikle medya teknikleri kullanılarak yaşanılan ya da hedef gösterilen sosyal olayın yeniden kurgulanmasıdır. Sosyolojik ve tarihsel olarak asla inkâr edilemeyecek bir gerçek var ki Cumhuriyetin ilk yıllarında birçok masum sadece inancını dile getirdiği için asılmıştır. Bu asılma eylemi hatta çeteleler ile resmi kayıt defterlerine kaydedilmiştir.

“Asma” kelimesi üzerinden provokasyon yapan kişiler bu gerçeği bildiği halde biri diyelim ki İslam’daki kısasa göre birini assa ve bir Müslüman “O kişi de asılmalıdır!” dese ne olur… Toplumun sinir uçlarıyla oynayan bir provokatör olur! Oysa, gerçek nedir? Bu o kişinin kişisel düşüncesi değil; inancının hakikatidir… Provokatör olmak için sadece inancını dile getirmek yeterli olabilmektedir…

Sorun belli amaçlarla birilerine  “Provokatör” damgalaması yapanların yaptıklarında değil… Asıl sorun aynı derde sahip insanların duracağı noktayı bilememeleridir. Önce şunu sormalıyız… Provokasyon olarak damgalama yapılan kişi hakkında şu sorulara cevap bulmamız lazım…

Cümleyi kuran kim ve hangi sıfatla kullandı?

Cümle hangi bağlamda kullanıldı?

Hedef gösterilen cümleden önce ve sonraki cümleler nelerdir?

Bir cümleye provokasyon diyen kişiler aynı cümleyi kullandı mı?

İlk rahatsız olan kesim kim?

Bu ülkede asma, öldürme, sürme vb kavramları en çok kullanan kişilerin bu kavramın kullanılmasından rahatsız olmalarının anlamı? Bu hak sadece bana aittir; benim hakkım…

Sadece inançlarını söyleyen ve söylediklerinin günlük hayata yaşama imkânlarını talep eden insanlar için birileri “Bedevi çöle git” “Sallandıracaksın bunları!” “Topunu denize dökeceksin!” “Sizin dininizin…” “Bunların bu ülkede yaşamaya hakkı yok!” “Bunlar nasıl bu kıyafetle bu kurumlara girebilir!” “Bunlar sapık zaten!” gibi kullanılan cümleler sadece ve sadece “İfade Özgürlüğü”  hatta bu cümleleri kullanmaları kazanılmış bir hak olmanın ötesin de verilmiş bir hak…

İnancını dile getiren kişiler için birileri “Provokatör” damgalaması yaptığında inancına düşmanlık ve kin besleyen biri ile aynı inanca sahip birinin linç edilmesi nasıl açıklana bilinir? Düşüncenin fiile dönüşmediği sürece rasyonel hukukun düşünceyi suç kabul etmediği hatta “İfade Özgürlüğü” ile düşüncenin hem ulusal hem de uluslararası hukuk ile korunduğu bir zamanda insanlar düşünceleriyle değil inançlarını dile getirme sebebiyle cezalandırılıyorlar.

Hukuk suça delil bulamayınca artık niyet okuyacaktır! Bir insanı asan birini yetkililerin asması bir inancın hakikatidir! Fakat hiç kimse sen benim dinime girmedin; ben de seni asacağım deme hakkına sahip değildir. Bu ülkede sadece şapka giymediği için asılan insanların olduğu o dönem mahkeme kayıtları ile sabittir… O dönem yapılanın doğru olduğunu “Şapka giymeyen tabi ki de asılacaktı” diyenlerin hiçbiri bugün şapka giymemektedir…

Tecrübe ettiğim olayla da sabit ki artık hukuk suçun delillendirilmesinde zorluk hatta imkânsızlık ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun bir sebebi artık gerçekleri sadece hâkim bilmiyor ya da hâkimin verdiği karar arşivlere kaldırılan dosyalar saklı kalmıyor…

Hatta ve hatta hâkim bir eylemi ya da sözü bir ceza ile gerekçelendirmeye gerek görmeden tarihe geçecek şu ifadeyi mahkeme kararına yazabiliyor “Düşünceleri sebebiyle ifadesine ve delillerine itibar edilmemiştir!” o zaman düşünmek de suç…

Bir insan damgalandığında artık o insanın ne dediği değil denilenin içinde bir kelime tüm kararları belirleyici olacaktır! Ve karar vericiler akla ziyan şu cümleler ile hüküm kuracaklardır…

 

Ne kastettiği belli olmasa da

Doğrudan hedef almamış olsa bile

Kimi hedef aldığı tam olarak bilinmese de

Evet, söylediği doğru ama suçtan kaçmak istiyor

Evet, düşünceleri sisteme aykırı ama hangisine aykırı olduğu bilinmese de

İnancı demeyelim çünkü biz de Müslümanız ceza veremeyiz o zaman “Kişisel Görüşü” diyelim

Ulusal basılı gazete ve web ortamındaki haberleri medya hukuku ve medya etiği kriterleriyle denetlendiğinde en çok yalan ve iftira ve kışkırtıcı haber yapan medya kimler olur? Bu araştırmaya  gazeteler  razı olur mu ?

Hikmeti nedir bilmem ama  “Provokasyon” denilince ilk aklıma Abdullah b. Mes’ud’un (ra)  “Er-Rahman” diye ilk defa Mekke müşriklerine yüksek sesle Rahman Suresini okuması aklıma geliyor… Allah Rasulü sümme hâşâ “Otur, şimdi bunu okumanın zamanı mıydı? Denge güdeceksin!” dedi de ben mi duymadım…

Selamı kelama bağlarken… İnsanlara kişisel, hizipsel doğrularınızı değil Allah ve Rasulünün emir ve tavsiyelerini hatırlatın… Siz siz olun asla Allah ve Rasulünün emir ve tavsiyelerini dillendiren kardeşlerinize asla “Sana mı kaldı?” demeyin… Sakın sakın ola ki… Allah ve Rasulüne ve onun emrettiği bir hayata düşmanlık edenlerle bir olup… Onları haklı kardeşlerinizi haksız çıkarmayın…

Siz siz olun… Birileri kendi düşüncelerini değil de Allah ve Rasulünün emrettiği ya da tavsiye ettiklerini söylediklerinden dolayı şartlar ne olursa olsun onlara “Ama oysa fakat keşke” ile başlayan cümleler kurmayın…

Onların imtihanı oysa en azından sabır tavsiye edin… Dua edin… İmkânlarınızla onlara destek veremiyorsanız bile tebessüm sadakadır… Tebessüm edin…

Tevbe Suresi 51. Ayetteki hikmetle bak ve huzura er… De ki: “Bizim başımıza, asla Allah’ın bizim için yazdığından başka bir şey gelmez. O bizim koruyucumuz ve dostumuzdur. O halde inananlar, sadece Allah’a güvenip dayanmalılar.”

Ercan Harmancı

Huniden Bakan Adam

 

 

 

 

 

217total visits,6visits today

Beğen  
Önceki Yazı
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir